.

.
.

30 Haziran 2017 Cuma

HAZİRAN OKUMALARI

Haziran diz ağrım yüzünden tatsız ama bu nedenle eve mahkum olduğum için okuma açısından verimli bir ay oldu. Çoğunluğu evdeki en rahat kanepede, bir kısmı da fizik tedavi seansları esnasında tıp merkezinde olmak üzere 17 kitap okumuşum, üstelik çoğu da hayli hacimli. Bakalım neler okumuşum:


-Haziran ayının ilk kitabı kapağına ve adının ilginçliğine kapılarak aldığım İsahag Uygar Eskiciyan'ın "Konteyner Zaafı" oldu. Lakin aynı beğeniyi içeriği için geliştiremedim. Kitap ilginç bir yazım tarzı olan kısacık öykülerden oluşuyordu ama bana pek hitap etmedi. Öyküde klasikciyimdir, bu yüzden sevenlerine bağışlıyorum.


-"Kıymetli Şeylerin Tanzimi", bu ay okuduğum en iyi kitaptı diyebilirim. Kitabı kızkardeş getirmese kapağının güzelliğine vurulup alabilirdim ama bu sefer pişman olmazdım. İsmi ilk bakışta ev ekonomisi kitabını çağrıştırsa da gündelik hayatın sade bir dille anlatıldığı, sıradan insanların gözden kaçırılmış sıradışı öykülerinin kurgulandığı nefis bir romandı. Sakin sakin giderken birden ters köşeye yatırıp olmadık yerde "vay canına" dedirten bir okuma oldu. Yazarın ilk kitabıymış, dilerim son kitabı olmaz, arkası gelsin, yolu açık olsun. Ben çok hoşlandım kıymetli şeyleri tanzim etmekten, eminim siz de seveceksiniz...


-Antonio Altarriba'nın yazıp Kim'in çizdiği "Kırık Kanat" dizim beni eve mahkum etmeden önce uğradığım Dost Kitabevi alışverişinden kalma idi. Yazar bu çizgi romanda annesini anlatıyor, hemen yanında babasını anlattığı "Uçma Sanatı" isimli bir başka çizgi roman duruyordu. Ben satın alma önceliğini anneye verdim. Hoş daha sonra babayı anlatanı da çizgi roman üstadı enişteden alıp okudum ama ondan aşağıda bahsedeceğim. Yazarın annesinin küçük bir İspanyol köyünde daha doğarken talihsizce (doğumda ölen anne, ve annenin ölümüne sebep olduğu düşüncesiyle bebeği öldürmek isteyen baba) başlayan yaşamı çizgilerle canlandırılmış.  İspanyol İç Savaşı ve Franco dönemi de her iki kitabın arka planında çizgilerle yansıtılmış. Bu tarzı seviyorsanız kaçırmayın derim. 


-Yemek ve mutfak kültürüne dair kitapları çok severim, bilhassa Oğlak Yayınevi'nin bu küçük kitaplarını. Gültekin Emre "Yiyelim İçelim Okuyalım Yazalım..." isimli bu kitabında okuduğu kitaplardaki yemekle ilgili bölümlerden örnekler sunmuş. Bu konuya ilgi duyanlar için cazip olabilir. 



-"Ben Söylemem Sen Anla" Ayşegül Kocabıçak'ın benim okuduğum ikinci kitabı. Daha önce çok güzel kısa öykülerin yer aldığı "Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları"nı okumuştum. Bu kez kitap yazarı tarafından hoş bir ithafla adıma imzalanmış olarak gönderildi. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu kitap da diğeri gibi kısa öykülerden oluşuyor ve tıpkı ilki gibi insanı hüzünlendirip etkiliyor. Bazı öyküler ise oldukça eğlenceli. Kısacık öykülere bunca duygunun sığmış olması da yazarın yeteneği sanırım. Bir solukluk bu güzel öyküleri okuyun derim. 


-Polisiye, özellikle de yerli polisiye merakımı bilenler bilir. "İlk İntikam" yemek ve mutfak kültürü yazılarıyla ünlü Deniz Gürsoy'un ilk polisiyesi. Fazla beklentiye girmeden kafa dağıtmak için ideal ama biraz daha olgunlaşması lazım. Arada verilen yemek tarifleri yazarın arka planını ele veriyor :) 


-Macar Edebiyatı'na bayılırım. İstvan Örkeny'nin kısacık öykülerini arkadaşım Sevgi Can Yağcı Aksel Macarca'dan Türkçe'ye çevirmiş. Adı "Bir Dakikalık Öyküler" ama bazılarını okumak bir dakika bile sürmüyor. Kısalığıyla ters orantılı bir şaşırtıcılığı, etkileyiciliği var. 


-"Sessizlik ve Gürültü" Suriyeli muhalif yazar Nihad Siris'in kaleme aldığı bir distopya. Her ülkede rastlanabilecek bir diktatörlük öyküsü. Oldukça etkili bir dille anlatılmış, severek okudum ve açıkcası biraz da ürktüm. Buna rağmen rahatlıkla tavsiye edeceğim bir kitap oldu. 


-"Afet" kızkardeşin okumam için getirdiği kitaplar arasındaydı, kapağındaki afet(!)i görünce açıkcası önce çekimser davrandım, okumaya başlayınca ise "Niye bu kapak?" sorusunu sordum. Alakasız bir çizim olmuş, sürümü arttırmak amaçlı mıdır bilemedim ama gerçek okuyucular için itici olduğu kanaatindeyim. Üstelik kitapta sözü edilen Afet asla böyle bir tip değil. Kendilerini terkeden babalarını arayan biri yaşlılık hastalığından muzdarip iki kardeşin öyküsü. Akıcı bir anlatımı ve sürprizli, ters köşe eden bir sonu var, ısrarcı değilim ama okursanız da pişman olmazsınız. 


-Ayizi Kitaplarının tiryakisiyim. Hemen hemen yayınlanmış tüm kitaplarını okudum diyebilirim. "Kırmızı Etek" Hatice Günday Şahman'ın öykülerinin toplandığı bir kitap. Bazı öyküler çok etkileyici, öykü türünün meraklıları için ilgi çekici olabilir. 


-Yine bir Ayizi kitabı, ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Nedret Güvenç'in yaşam öyküsü: "Kendini Arayan Yıldız". Sanatçının çocukluğundan son zamanlarına kadar hayatını kendi ağzından okuyoruz. Daha önce Nedret Güvenç hakkında aynı tür bir kitap okuduğum için bana çok ilgi çekici gelmedi. Ama sanatçıyı ve tiyatro sanatını sevenler için tavsiye edebilirim. 


-"Aynanın Önünde Cımbızın Ucunda" keyifle elime aldığım bir kitap oldu, hem konusunun ilginçliğinden, hem de derleyen kişi kızkardeş olduğundan. Kuaförler ve Kuaförlük hakkında doyurucu bir inceleme kitabı, içinde bilimsel makaleler olduğu gibi hoş anlatılar da okumanız mümkün. 


-Yılmaz Güney'i ve eşi Fatoş Güney'i anlatan bir roman yazmış bu kez İnci Aral takma isimlerle. Yazarın diğer kitaplarından farklı bir tarzı ve anlatımı var "Sevgili"nin. Çoğunu bildiğimiz bir hayatın daha detaylı kurgulanması. Yaşamöyküsü, anı ve İnci Aral (çok) sevmeme rağmen bu kitabı sevemedim. 


-Haziran ayının ikinci polisiyesi oldu Nuray Atacık'ın "Fener Balığı". 500 sayfayı su gibi okuyup çok beğendiğim, akıcı ve yetkin bir polisiye idi, üstelik yazarın ilk kitabı ve umarım devamı gelir. Polisiye seviyorsanız, Murat amir ve ekibinin maceralarını merak ediyorsanız hiç durmayın derim.


-Yukarıda sözünü ettiğim çizgi roman serisinin ikinci (daha doğrusu ilk) kitabı "Uçma Sanatı". Antonio Altarriba bu kez babasının yaşam öyküsünü anlatmış, yine Kim çizimlerini yapmış. Baba ömrü boyunca denediği uçma isteğini sonunda 4. kattan atlayarak gerçekleştiriyor. Yine zor bir yaşam, hırslı bir yaşam ve yine fonda İspanya İç Savaşı var.  Diğeri gibi bu da okunmalı...


-Bu ay okuduğum üçüncü Ayizi kitabı "Kuru Su" oldu. Hande Aydın'ın bu ilk kitabını çok sevdim. HES'leri ve bu nedenle kurutulan dereleri, kesilen ormanları, katledilen çevreyi konu alan bir kitap. Kahramanlar çok sempatik, dil çok akıcı ve şahane betimlemeler var. Doğayı korumaya ilgi duyuyorsanız mutlaka okuyun derim, duymuyorsanız yine okuyun, belki ilgi duyarsınız.  


-Erdal Öz'ün ölümünden sonra yayınlanan "Günlükler"i "Yarın Nasıl Bir Gün Olacaksın?". Oğlu Can Öz tarafından yayına hazırlanmış. Erdal Öz'ün 1956 yılındaki gençliğinden başlayıp devre devre okul, askerlik, hapishane ve yayıncılık yıllarını 1998 yılına kadar kendi kaleminden anlatıldığı günlükler bunlar. Yazıldığı yılların Türkiye tarihine de ışık tutuyor. Bu türü sevenler için ilgi çekici...

Aslında elimde ay bitmeden başladığım bir kitap daha var ama sanırım o Temmuz ayının ilk kitabı olacak. Hepinize kitapla dolu günler diliyorum... 

8 yorum:

  1. Sessizlik ve Gürültü'yü not ettim. Saygılar Leylak Hn.

    YanıtlaSil
  2. Çok çok geçmiş olsun. Diliyorum çok daha sağlıklı ve iyi olursunuz.
    Kitaplarla ilgili notlarımı aldım.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Sizin Cevriye'nin tek iyi yanı bu olsa gerek.Maşallah diyorum sadece.:)

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar güzel :)Ne çok kitap okumuşsun :)))

    YanıtlaSil
  5. Hepsi çok güzel . Ben her ay dört gözle özellikle bu kitap postunu bekliyorum ve Cevriye dönmemek üzere gitsin diliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Fener Balığı hakkındaki yorumunuz için teşekkür ederim. Devamını hevesle ve heyecanla yazıyorum. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl bu güzel kitap için ben teşekkür ederim. İyi kitap her türlü övgüyü hak eder, polisiyeye meraklı tüm arkadaşlarıma önerdim, devamını da sabırsızlıkla bekliyorum. Çok sevgiler...

      Sil
  7. güzel sözleriniz için bir kez daha çok teşekkür, çok sevgi :)

    YanıtlaSil